Bezm-i Elest'de Kalmış Bir Ruhum; Yarım ve Kusurlu...
Vardım. Varlığımı kavrayamayacak kadar da hamdım. Dünyadaydım ama dünyadan değildim. Âdem'in çocuğuydum, Havva'dan bihaberdim. Kâinat tüm düzensizliklere inat düzendeydi yine de yerini bilmeyen bir bendim; ne düzendeydim ne düzen bendim.
Sahi içime bunca şairi, bunca filozofu yerleştiren kimdi?
Tabiatını asi kısraklardan alan ruhum başlattı bu fısıltıyı. Önce var edeni sevdi sonra var olmayı, ikisinin özünde varlığı...
Gökyüzünde kuşlara gönül verdi, ilelebet hür diye; yeryüzünde çiçeklere sevdalıydı, toprağına kökü ile bağlı diye. Seherin serinliğine, öğlenin sıcağına, ikindinin esen yeline, akşamın karanlığına, yatsının makamına aitti.
İnanca ve iradeye tutkundu. İçinde bitmez tükenmez bir muhabbet beslerdi, iki insanın birbirine katı bir cisimdeki iki atom kadar yakın olacağını sanırdı.
Şimdi içinde, yaşadığı zamana teslim olmayan; yaşadığı mekana da ait olamayan birinden yadigar, büyük bir boşluk var!
İnsan olmanın getirisi diyorlar, doğrudur. Buraya ait değilmiş. Bu aidiyet duygusuyla, ait olmadığımız bir evrende, kendini sağa sola yamıyor o vakit. Belli ki bunca kimlik kargaşası da bu yüzden. Tüm vücut hücrelerinden süzülüyor hisler; yalnız, yarım ve kusurlu...
Tanrı'nın kelamında geçtiği gibi, dağların kabullenmediği bu yaşamak yükünü sırtlandı ve bir kambur gibi taşıyor üzerinde. Üstelik hiç bilmediği coğrafyalarda, görmediği evlerde, tanımadığı insanlarla birlikte...
Charles Baudelaire - Hiçliğin Zevki
👂 Candan Erçetin - Parçalandım


Yorumlar
Yorum Gönder