Kayıtlar

İnsana Muhabbet Duydum Duyalı...

Resim
       Ne olduysa ayağıma takılan taşlarla yoluma kondurduğun kuşları vururken oldu Tanrım; sana inanan bir ruhu, sıradan dar bir cesede sığdırmaya çalışırken oldu; anlamadığım ve anlamlandıramadığım bir düzende kendimi zorla kırk yama yaparken oldu...    Oysaki dünyanın zevk ve eğlenceden ibaret olduğunu söylemiştin, zaten bunu beş yaşımda öğretmiştin; ayrılığın en büyük vuslat olduğunu babamın dilinden, şefkatini annemin göğsünden yudum yudum içirmiştin. Kaç yıl var olduysam, her an cemalini de celalini de farklı yüzlerde göstermiştin. Lakin  şimdi cemaline muhtacım Tanrım, Nebin Musa (a.s.) gibi göndereceğin her türlü hayra muhtacım, insanlar içinde sevgine ve rızana muhtacım.       Bütün sıfatlarımı unuttum Tanrım, insanlar içinde yerimi unuttum. Dedim ya dünyadayım ama dünyadan değilim Tanrım; varlığıma müsaade ettiğin kadar senin gölgende, sana inandığım kadar bu alemdeyim. Belki Yunus'un (a.s) nefsine zulüm ettiği yerdeyim....

Bezm-i Elest'de Kalmış Bir Ruhum; Yarım ve Kusurlu...

Resim
Bir akşam, balkonda yıldızları seyrederken durdum gama... Vardım. Varlığımı kavrayamayacak kadar da hamdım. Dünyadaydım ama dünyadan değildim. Âdem'in çocuğuydum, Havva'dan bihaberdim. Kâinat tüm düzensizliklere inat düzendeydi yine de yerini bilmeyen bir bendim; ne düzendeydim ne düzen bendim.  Sahi içime bunca şairi, bunca filozofu yerleştiren kimdi? Tabiatını asi kısraklardan alan ruhum başlattı bu fısıltıyı. Önce var edeni sevdi sonra var olmayı, ikisinin özünde varlığı... Gökyüzünde kuşlara gönül verdi, ilelebet hür diye; yeryüzünde çiçeklere sevdalıydı, toprağına kökü ile bağlı diye. Seherin serinliğine, öğlenin sıcağına, ikindinin esen yeline, akşamın karanlığına, yatsının makamına aitti. İnanca ve iradeye tutkundu. İçinde bitmez tükenmez bir muhabbet beslerdi, iki insanın birbirine katı bir cisimdeki iki atom kadar yakın olacağını sanırdı. Şimdi i çinde, yaşadığı zamana teslim olmayan; yaşadığı mekana da ait olamayan birinden yadigar, büyük bir boşluk var!  İnsan olman...

Başka Bir Âlemde Var Olma Konforu; Ölüm

Resim
Bedenin ölümü kesin hükümlerle belliyken, ruhun ölümü muammadır. Beden dünyada yaşam olanağı bulur; ruh her iki cihanda.  Misal tababet ilmi, insanın beyin ölümü gerçekleştiğinde öldüğünü söylüyor; fizikokimya ise entropisi sıfır olduğunda, bir nevi vücudundaki kimyasal tepkimeleri yürütecek enerjisi kalmadığında.  Lâkin yazarlara göre insan unutulduğu gün ölür. Filozoflara göre felsefe yapmayı göze alan kişi zaten ölmüştür. Yahya Kemal, insanın hayal ettiği müddetçe yaşadığını söyler, belki de hayali olmayan kişi çoktan ölmüştür.  Ölüm ardıma düşüp de yorulma. Var git ölüm, bir zaman da gene gel. Akıbet alırsın, komazsın beni. Var git ölüm, bir zaman da gene gel! Karacaoğlan İnsan kimliğinde ölüm... Beş-altı yaşlarında, okul çağında bile değilken anlamlandırmaya çalıştım ölümü. Küçüktüm fakat ağlamak yabancı değildi. İnsanları bu kadar ağlatan "ölüm" olarak adlandırdıkları, insanları birbirinden ayıran o hâli düşündüm. Korkum içime sindi, sindi de anladım; her  şeyi...

Arthur Schopenhauer - Mutlu Olma Sanatı

Resim
Schopenhauer, Batılı filozofların iyimser tavırlarından, varlığı öven düşüncelerinden bir hayli uzaktır. Bu sebeple düşünürler arasında kötümser ve realist olarak tanınır. Düşüncelerinde Doğu Felsefesinden etkilenmesinin yanı sıra Hristiyanlıktan nefret ederek Budizm’i benimsemiştir. Platon ve Kant’ın idealizmini savunarak, Hegel'in düşüncelerine karşı çıkmıştır. Aynı zamanda kendisi Ahmet Mithat Efendi tarafından Schopenhauer'ın Hikmet-i Cedidesi isimli eserinde sert bir dille eleştirilmiştir.         Ona göre irade özümüzden gelen bir zorunluluktur. Kozmik irade kötüdür ve ızdırapların kaynağıdır. İrade hep ister yaşam için talep eder. Karşısına merhamet ve acıyı koyarak kendini gerçekleştirir. Bu noktada Schopenhauer’ın önerisi ise -Doğu Felsefesinden aldığı ilhamla- istenci öldürüp keşişler gibi yaşamaktır. Diğer tavsiyesi ise sanat ve felsefe ile ilgilenmektir. Mutlu Olma Sanatı kitabında bizi bu düşünceye yaklaştıracak hayatın 45 kuralın...