MİSAK
Hürriyet adı altında omzuna yüklediği yalnızlığı ile baş başaydı. İkindi sonrası, bir kerâhat vaktinde düşmüştü yola. Gün boyu aynı caddeyi defalarca arşınlıyor; neden yaşadığını anlayabilmek için tek bir iz, tek bir umut kırıntısı arıyordu. Caddenin iki yanına kusursuzca dizilmiş mağaza vitrinlerine baktı. Vitrinlerdeki ürünler, tıpkı insanlar kadar alımlı görünüyordu; ta ki yaklaşıp etiketlerini görene dek. O an düşündü: insanla maddenin arasındaki tek fark, belki de yalnızca pazarlama biçimiydi. İki yanı mağazalarla çevrili ıssız caddede yürümeyi sürdürdü. Esnaflarla göz göze geldi. Akşam evlerine döndüklerinde, ellerindeki poşetlerle kapının önünde heyecanla bekleyen evlatlarına sarıldıklarını tahayyül etti. Herkes bir yere dönüyor, herkes bir yere ait görünüyordu. Bir tek o, nereye vardığını bilmeden yürüyordu . Tam o sırada köşedeki küçük büfeden, cebindeki son parayla eve ekmek alan bir ada...